30 Ağustos 2026
/
MakaleDüşünceler

30 Ağustos Hatıraları

İçindekiler

30 Ağustos Henüz Gelmemişken

Türk tarihinin büyük kurtuluş zaferini okumak ve anlamak için koltuğuma oturdum. Okuma yaptığım metinlerden sonra, 30 Ağustos'un moral üstünlüğünü kullanan ve rakibini iyi tanıyan Mustafa Kemal'i gördüm.

Tarihi ayrıntıları sadece okuduğum hatıratlar üzerinden, alıntı şeklinde vereceğim. İsteğim, o günlerin sosyal hafızasını canlandırmak ve iletişimlere şahit olmak olacak.

Bu hikâyenin sonucunu hepimiz biliyoruz ancak Atatürk'ün zihninde taarruz, karardan 15 gün önce tezahür etmişti.

Salih Bozok'un Hatırası

“Dumlupınar'a taarruzundan on beş gün evvel, cepheyi teftiş etmek ve taarruz hazırlığı yapmak üzere Ankara'dan Akşehir'e hareket etmişti. O zaman tren, Biçer İstasyonu'na kadar işlediği için biz de orada inerek Sivrihisar üzerinden Akşehir'e gidiyorduk. Trenden inip otomobile bindiğimiz vakit, Atatürk derin bir nefes almıştı. Kendilerine:

Rahatsız mısınız, Paşam? diye sordum.

Hayır, dedi.

O hâlde mühim bir şey düşünüyorsunuz, galiba... dedim.

Şu cevabı verdi:

Evet, bir şey düşünüyorum. Ve eğer düşündüğümü tatbik edecek zamana mâlik olursam — ki olacağımızı tahmin ediyorum — cihanın gözlerini kamaştıracak bir manzara husule gelecektir.

Nitekim on beş gün sonra, hakikaten cihanın gözlerini kamaştıran manzara husule geldi.”

Tarihi, zafere giden yolda emrin ilk verildiği 20-21 Ağustos 1922 günlerine çevirelim.

“20/21 Ağustos 1922 gecesi 1'inci ve 2'nci Ordu kumandanlarını da cephe karargâhına çağırdım. Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Başkanı ve Cephe Kumandanı'nın katılmasıyla saldırının şekli konusundaki görüşümü harita üzerinde, kısa bir harp oyunu biçiminde açıkladıktan sonra, Cephe Kumandanı'na o gün vermiş olduğum emri tekrar ettim. Kumandanlar, eyleme geçtiler.

Bunun yapılabilmesi için de birliklerin yerleştirilmeleri için alınan tedbirlerin gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu. Bu sebeple, bütün harekât gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinleneceklerdi. Saldırı bölgesinde yolların iyileştirilmesi ve benzeri gibi işlerle düşmanın dikkatini çekmemek için, başka bazı yörelerde de benzeri sahte çalışmalar yapılacaktı.

24 Ağustos 1922'de karargâhlarımızı Akşehir'den saldırı cephesi gerisindeki Şuhut kasabasına taşıdık. 25 Ağustos 1922 sabahı da Şuhut'tan, savaşı yönettiğimiz Kocatepe'nin güneybatısında çadırlı ordugâha taşındık. 26 Ağustos sabahı Kocatepe'de hazır bulunuyorduk. Sabah saat 5.30'da saldırı, topçu ateşimizle başladı.”

13-15 Ağustos 1922 tarihlerinde Mustafa Kemal, emri verebilmek adına Batı Cephesi karargâhı olan Akşehir'e yola çıkmış olup birkaç adamı dışında yola çıktığını herkesten saklamıştır.

O tarihlerde herkes Mustafa Kemal'in, Çankaya'daki köşkünde çay ziyafeti verdiğine inanıyordu.

Çünkü Mustafa Kemal, içinde bulunduğu durumu gazetelere bu şekilde duyurmuştu.

Mustafa Kemal, bir gece gizlice otomobille, Akşehir'e doğru yola çıktı.

Trenle hareket etmedim. Bir gece otomobil ile Tuz Gölü üzerinden Konya'ya gittim.

Kimsenin haberi olmadan emri vermek için yola çıkan Mustafa Kemal, yalnızca kendi askerlerinden değil, Yunan askerlerinden de çok iyi saklanmıştı.

Zafer yolunda emrini, cephe komutanlarına başarılı şekilde ulaştırdı ve böylelikle Türk ordusu ilk adımını atmış oldu.

Atatürk'ün yaveri olan Muzaffer Kılıç, hatıratında bizlere 30 Ağustos’a giden süreçte gün gün neler olduğunu çok güzel anlatmış:

26 Ağustos

Saat 5.30... 26 Ağustos sabahı...

Başkumandan, tarassut dürbününün başında düşman tahkimatına bakmak üzereyken topçumuz ateşe başlıyor.

Saat 6... Topçularımız tesir ateşine geçiyorlar. Piyademiz siperlere yaklaşmak üzere. Düşman topçusu mânia ateşine başlıyor. Topçularımız tahrip ateşiyle düşman tahkimatını havaya uçuruyor.

Bir aralık cephane vaziyetini soran Başkumandan da aldığı cevaptan üzüntülü... Büyük bir soğukkanlılıkla emrediyor:

— Tek mermi kalıncaya kadar ateşe devam edilecektir!

Sonra şöyle devam ediyor:

— Cephane ikmâlimizi düşmandan yapacağız.

Saat 9... Yarma hareketi kısmen muvaffak oluyor. Çiğil Tepe'den maada bütün istinat noktaları elimizde... Fakat düşman henüz Afyon ovasına dökülememiştir.

Akşam olmak üzere...

Çiğil Tepe'nin bir an evvel alınmasını emrediyor:

“Gece olmadan tepe elimize geçmelidir!”

Buna muvaffak olamayan bir fırka kumandanı intihar ediyor. Başkumandan çok üzüntülü. Etrafına bakarak:

— Yarın öğleden sonra Afyon'da olacağız!

diyor.

Herkes birbirinin yüzüne şüphe ve tereddütle bakmakta...

Birinci Ordu Kumandanı:

— Paşam, çok yoruldunuz. Yarın mühim ve hayatî kararlar vereceksiniz. Bir-iki saat uyuyunuz,

teklifinde bulunuyor.

Fakat ertesi günü şafakta başlayan taarruz, düşmanı Çiğil Tepe'den de atmış, mağlûp kuvvetler Afyon ve Sincanlı ovasına dökülmüştür. Başkumandan öğleden sonra Afyon'a geliyorlar. Muharebe, mevzi harbinden harekât harbine intikal etmiştir.

28-29 Ağustos

Başkumandanın verdiği emirlere göre düşman takip edilmekte ve sıkıştırılmaktadır. Mustafa Kemal'in evvelce tasarladığı yerde, düşmana son darbe indirilecektir.

Taarruz öncesi Türk ve Yunan kuvvetleri

iScreen Shoter - Brave Browser - 260829174106

30 Ağustos taarruz öncesinde iki ordunun insan gücü birbirine yakın görünse de, kuvvetlerin dağılımında belirgin farklar vardı.

Türk ordusu subay, tüfek, ağır makineli tüfek ve süvari gücünde üstünken; Yunan ordusu asker sayısı, top, hafif makineli tüfek, uçak ve özellikle motorlu taşıt bakımından daha güçlüydü. En çarpıcı fark lojistik alandaydı: Yunan ordusu, ikmal ve yer değiştirebilme konusunda daha avantajlı gözüküyordu.

Taa ki o büyük güne adım adım…

Milletine güvenen bir liderin ardında, büyük bir inanç ve kurtuluş umuduyla ilerleyen Türk ordusu, muharebe için tüm gücünü peyda etmiş ve durmadan ilerleyişini sürdürmüştü.

Mustafa Kemal, 30 Ağustos günü saat 2'de vaziyeti şu şekilde anlatıyor:

Fırkamız, şu karşıki tepelerde muharebeye mecbur edilen düşman kuvayı asliyesine taarruz için yayılarak ilerlemekte bulunuyordu. Şu gördüğümüz Çal köyü, alevler ve dumanlar içinde yanıyordu. Karahisar'da Belediye Dairesi'nde bana tahsis olunan odada yatmakta idim. Beni uyandıran Tevfik Bey'in gösterdiği haritaya baktım. Hemen yataktan fırladım. Ordularımız düşmanı sarmıştı.

İngiltere taarruzun her aşamasında Yunan ordusunu maddi ve manevi olarak desteklediğini biliyorduk. Bu desteğin yanında İngiliz askeri çevreleri de Anadolu’daki gelişmeleri yakından takip ediyordu. Bu isimlerden biri de General Townshend’di.

Townshend, kapsamlı askeri harekatlara liderlik etmiş denizci ve askerdi.

Taarruz öncesinde Anadolu’da Uşak’tan İzmir’e kadar muharebe sahasını inceleme fırsatı bulmuş ve incelemelerinin neticesinde Türk ordusu için en makul şu sonuca varmıştı:

“Türkler bu mevzileri altı ayda geçebilirlerse, altı günde geçtik diye övünsünler.”

Mustafa Kemal’in “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emri, Townshend’in tahminlerini boşa çıkarmıştır. Bu zafer yankısını basında 27 Ağustos 1932 tarihli Cumhuriyet gazetesinde de açıkça görüyoruz.

iScreen Shoter - Brave Browser - 260829174438

Savaşın son demleri yaklaşmıştı. Her ilerleyişte Türk ordusu, Yunan ordularını Anadolu’dan kovuyor ve düşmana kaçacak yer bırakmıyordu.

Bu sırada Yunan orduları generali Trikopis, Elmadağ’da saklanıyordu. Kahraman asker Ahmet Çavuş bir akşam keşif için dağa tırmandığı sırada bulunduğu Elmadağ mevkiinde alacakaranlığın içinde tepenin boyun noktasında 5-10 Yunan zabitini oturduğunu fark etti. Aralarında Trikopis’in de olduğunu öğrendiğinde hemen esir olarak bünyesine aldı. Trikopis önce Uşak’a Batı Cephesi komutanı İnönü’ye sonra Mustafa Kemal’in huzuruna çıkarıldı.

Balkan Savaşları, Çanakkale ve Millî Mücadele dönemlerinde görev alan Ahmet Çavuş, tarihimizde Elmalıdağ'da General Trikopis'i zabitleriyle birlikte esir eden kahraman asker olarak bilinir. Ahmet Çavuş, Trikopis’i paşaların huzuruna ulaştırdığı anları şöyle anlatır:

“Trikopis'i Uşak'a kadar getirdik. Orada bana bir İstiklâl Madalyası yazdılar. Trikopis'in esvaplarını da bana hediye ettiler. Geçen seneye kadar bu esvapları giyerdim. Şimdi bunlar azıcık eskidi. Sokağa pek gelmiyor. Evde saklıyorum.”

Esir alınan Yunan Generali Trikopis, Mustafa Kemal’e hayranlığını hatıratında şu şekilde aktarmıştır:

Atatürk beni mert bir askere yaraşır bir şekilde kabul etti. Teessür ve heyecan içindeydim. İnönü beni kendisine takdim etti. Gazi'nin bu esnadaki sözlerini hiç unutmayacağım:

Üzülmeyin General, dedi. Siz vazifenizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlûp olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Size karşı büyük bir hürmet hissediyoruz. Burada kendinizi esir addetmemenizi rica ediyorum. Misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, istirahat edin.

Atatürk'ün bu ince ve nazik muamelesi karşısında ben de bu büyük kumandana karşı içimde bir hayranlık duymaya başlamıştım.”

30 Ağustos Zaferi'ne baktığımda, karizmatik bir liderin stratejik zekâsını açıkça görebiliyorum.

Atatürk'ün bu anlamlı zaferi kendi karakteriyle de taçlandırdığını sizlere göstermek istedim. Metinleri okurken Atatürk'e sadece “nazik” demek bile yetmiyor; onu her okuduğumda kendisinden bir insanlık dersi aldığım bu büyük insanı, her geçen gün daha büyük bir özlem ve saygıyla anıyorum…

Anasayfaya dön