Hayata Küçük Bakışlar

Hayata bakışımız, gündemimizdeki olayları etkileme gücüne sahip. Bu gücü hissetmek ise belli bir farkındalık ya da yaşantı gerektiriyor. Şimdi bunu biraz açalım.
Günlük hayatımızdaki alışkanlıklarımız ve eylemlerimiz, karakterimizin benimsediği uygulamalar bütünü. Bu uygulamaların ilişkilerde ortaya çıkardığı tavırlar ise dışarıdan gözlemlenen yönümüzü oluşturur. Ancak olaya gözlemci tarafından bakmadan önce içe dönmek, yani içsel bir bakış geliştirelim.
Günlük işlerimize karşı takındığımız tavır, yalnızca o anı değil, başka birçok ana dair tutumumuzu da tetikleyebilir. Örneğin, masanızdaki bir kâğıdı yazdıktan sonra kaldırmayıp ertesi güne bırakmak, bundan sonra diğer nesnelere de benzer bir tavır gösterme olasılığınızı artırır. Oysa yazdığınız kâğıda verdiğiniz değeri, ona ayırdığınız bir yere kaldırarak gösterirseniz onunla özenli bir ilişki kurmuş olursunuz.
Bu örnek, yalnızca bir kâğıtla sınırlı değildir; nesnelerden hayvanlara, bitkilere ve insanlara kadar uzanabilir. Yani bir nesneye de his aktarmak önemlidir. Ünlü söz gibi düşünürsek; seller, küçük damlaların bir araya gelmesiyle oluşur. Biz de küçük şeyleri önemsedikçe büyük olanaklara sahip olabilir, hatta bu olanaklarla taşabiliriz.
Bu gücü hissetmek, hayattaki her eylemi anlamlı bir çalışmaya dönüştürür. Bir parka, müzeye, tiyatroya ya da benzeri yerlere giderken bir gündemimiz olur. Bu gündeme kayıtsız kalarak gitmek, hayatta monoton bir yaşam tavrı şekillendirir. Monotonluk, statik bir dalga gibidir ve kişiyi yozlaştırmaya meyillidir.
Oysa içsel bir hazırlıkla gitmek, o anı hissederek yaşamanızı sağlar ve onu bellekte daha güçlü bir şekilde tutar. Bellek yalnızca yaşanan anı değil, o ana hangi duygulanımla gidildiğini de kaydeder. Tüm bunlar da etkileştiğiniz her şeye sirayet eder.